Ocak 12, 2015

Bir kıza aşık olmuştum. Onu görmek için altı saat yol almam gerekiyordu. Bir sabah, treni kaçırdım. Aşık olmaktan vazgeçtim." Hakan Günday

Suyunu çıkartmazsam bir şeyin eksik kalır. Aman sakın ha tadında bırakma e mi!

Ellerim direksiyonda, kafamı bir yerlere vura vura kendimi adam etmek istiyorken gözümün önünden akıp geçiyor şeritler birer üçer onar yüzer...Tek çizgi oluyorlar sonra. Kesik çizgi gördüm mü dayanamam. Sollayasım gelir yandakini. Sonuçta bu bir haksa sonuna kadar faydalanmak lazım değil mi? Şu köküne kibrit suyu dünyada bir yol buldun mu gideceksin arkadaş, bunu bilir bunu söylerim. Kırmızı halıya gerek yok yani. Birilerinin senden önce varmasını beklemeyeceksin o çizgiye. İlk giden önemlidir, gerisiyse koyun sürüsü. Böyle de kafa ütülerim işte. Konudan konuya atlama ve bir o kadar da konuları muntazam şekilde bağlama gibi bir hünerim var. Şaşarsınız. Neyse kendime kızgınlığım geçmedi hala. Mevzuya dönelim.
   
Çok mu hızlı kovalıyorlar çizgiler birbirlerini sanki? Hız göstergesine bakıyorum. Yuh! Gene talihimin yardımıysa demek ki yolda araba da radar da yok. Yoksa bir de karakolda tamamlasaydım bugünü ak pak talihimin en nadide günü olarak kayıtlara geçerdi!

Ah, bir insanın kendiyle barışık olması kadar harika bir duygu yok. Nasıl da severim kendimi. Kronik sevgi nöbetlerine kapılıyorum arada, zaten sevilmeyecek insan da değilim ya neyse..

Hani böyle şarkının yüksek bir noktası gelir, seyirciyi de asıl orda yakalayacaksındır, inanılmaz konsantresindir, ama bir anda, "Tak", nefesin yetmez, hay kör olasıca, hık diye kalırsın, çıkamazsın o sese. Hah tam da o şekilde hissediyorum. Yani öyle şarkı söylediğim yok tabi de his işte. Söyleyebilsem dereceleri eşit olurdu zannımca.

Ya da kaldırımda yürüyorsundur, hani kare kare olan kaldırımlar ama. Herkes bir kere bile olsa yapmıştır herhalde çizgilere basmadan yürümeye çalışmayı. Totem geçmişim benim o çizgilerde başladı işte. "Basmadan eve kadar gidebilirsem şu şu isteğim olacak" inancı, bugün tam da ortasında duruyor kararlarımın. Kendimle ladese tutuşmaktan olaylara odaklanamaz hale geldim. Zaten her şeyi başıma kendim açmadım mı? Çorap ördüğüm baş da kendiminki, geri dönüp lanet ettiğim de. Şizofreni teşhisi koydum gitti sana içimdeki Baks! Adı bile varken kendimle konuşmama ne hacet, Baksla konuşurum ki. En azından yalnızlıkları yalnızlaşmış insanlar gibi değilim. Baks’ım var. (Yazar burda Baks’ın gerçekliğini vurgulamak istiyor, göreni bile var. Bknz: Kerem ve Vecihi :D  Mevcudiyetini yok saymayalım, hele ki maddi şeyler bu kadar değerliyken güzel dünyamızda!)

Siz şimdi olayı da merak edersiniz. Bu kadar okuduk, bir yere bağla artık dersiniz. Bu yazı nerden çıktı, bir manası var mı?.. Tamamlandı mı şu an, onu bile bilmiyorken ben, nasıl diyeyim ne derdi var tipin, kahramanın, baş rolün, yan rolün.. Belki de figürandır ve burda kara talihine yanıyordur. Kim bilir. 

Yolculuklar hayalperestler içindir. Ekinlerin daha baş vermediği tarlaları, gözünde sapsarı canlandıramıyorsan ya da ıssız bir sokaktan geçerken çocukların cıvıltılarıyla orayı neşelendiremiyorsan, kalbin de kurumuştur bence. İnsanla güzel her şey,her yer ve hatta bazı insanlar bile fazla insanla çekilir hale geliyor. Belki de bizim kafamız güzel olunca bütün alem güzel. Duygular öznel kısaca. Hayat bile öznelken, herkes kendine yaşıyorken topluma tabi olacak ne kaldı elimizde.


Rastgele bir sayfa açıyorum yeni kitabımdan. Size gelsin bu gece, mutlu uyuyun kendinizle.. Hadi eyvallah..

Gidiyorum bu
Bir kaplanın işlek kısımlarını çok yüksek seviyede
tahlil de eder.
Oksijen körükten ayrı tutulur padişah
Yüzüğündeki zehri hatırlar.
Anne çöker iş gücü.
Tartışmasız mescid kor.

Ah aşk!
Bir topluluğun fotoğraf çekildikten sonra
Dağıldığı
An.
Gidiyorum Bu - Ah Muhsin Ünlü

Hiç yorum yok:

트윗하기