Eylül 23, 2012

"Seni diğerlerinden farksız yapmaya tüm gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş başladı mı artık hiç bitmez." Edward Estlin Cummings

Kendine âşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte âşık olur. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara sevda ile içine kapanarak ölür. Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda 'eko' dediğimiz yankılara dönüşür.

Olimpos dağında yaşayan tanrılar bu duruma çok kızar ve Narkissos'u cezalandırmaya karar verirler. Günlerden bir gün av izindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. O da daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, kendine âşık olmuştur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü . O şekilde orada ne su içebilir, ne de yemek yiyebilir, aynı Ekho gibi Narkissos da günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. Öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür.

Bu miti yazmamın nedeni çok eskiden okuduğum ve az önce bir sözüne rastladığım için yazmayı görev bildiğim Paulo Coelho'nun Simyacı kitabı..Felaket derecede kitap okuduğum günlerden kalma.. Sadece okunası olduğunu hatırlıyorum o kadar.Altta yazdığım yazıysa bu kitabın önsözünden alıntı ve bence önsözü bu kadar güzel olan bir kitap hem de Paulo Coelho yazdıysa kötü olamaz.Okumanızı ve benim de tekrardan okumamı tavsiye ediyorum...

Bir Kervancının getirdiği kitabı eline aldı Simyacı.Kapağı yoktu kitabın, ama gene de yazarının kim olduğunu anladı:Oscar Wilde’dı yazar.Kitabın sayfalarını karıştırırken, Narkissos’u anlatan bir öyküye rastladı.
Narkissos’un, kendi güzelliğini her gün bir gölün sularında seyretmeye giden bu yakışıklı delikanlının efsanesini biliyordu Simyacı.Bu delikanlı kendi görüntüsüne öylesine vurgunmuş ki, günün birinde göle düşüp boğulmuş.Onun göle düşüp boğulduğu yerde de çiçek açmış,bu çiçeğe nergis adı verilmiş.
Ama kendi yazdığı öyküyü böyle bitirmiyordu Oscar Wilde.
Tatlı su gölünün kıyısına gelen orman tanrıçaları Oreas’ların onu bir acı gözyaşı kavanozuna dönüşmüş olarak bulduklarını yazıyordu Oscar Wilde.
 -Neden ağlıyorsun? Diye sormuş Oreas’lar.
 -Narkissos için ağlıyorum, diye yanıtlamış göl.
 -Ne var bunda şaşılacak, demiş bunun üzerine orman tanrıçaları.Bizler ormanlarda boşu boşuna onun peşinde dolaşır dururduk,ama onun güzelliğini yalnızca sen görebilirdin yakından.

-Narkissos yakışıklı bir genç miydi? Diye sormuş göl?
 -Bunu senden daha iyi kim bilebilir ki? Diye karşılık vermiş iyice şaşıran Oreas’lar.Her gün senin kıyılarına gelip sularına bakıyordu!
Göl bir süre sessiz kalmış.Sonra şöyle konuşmuş:
 -Narkissos için ağlıyorum,ama onun yakışıklı olduğunu hiç fark etmemiştim ben.Narkissos için ağlıyorum, çünkü sularıma eğildiği zaman, gözlerinin derinliklerinde kendi güzelliğimin yansımasını görebiliyordum.
 -İşte çok güzel bir hikaye, dedi Simyacı..



Hiç yorum yok:

트윗하기