Aralık 31, 2014

"Hayat iyi kartlara sahip olmak değil, bazen kötü bir eli iyi oynama meselesidir." Martin Eden - JACK LONDON

“Hepinizi çok seviyorum.” dedi.
Karşısında duran her çocuğu için ayrı bir damla indi gözlerinden kalbine. Gözleriyse kuruydu. Güçlü olmayı öğretmişti çünkü onlara. Anadolu insanı memleketinin toprağı gibi, havası, suyu gibi güçlüydü, sertti,yenilmezdi.  Seneler geçirdiği bu köy, bu belde. Oysa ki ilk geldiğinde ne lanet etmişti. Yolları toprak, elektriği hava şartlarına göre gidip gelen, tek bakkalına haftada bir malzeme alınabilen ne menem bir yerdi. Ama zamanla bir yeri güzelleştirenin oradaki insanlar ve bizim onlara bakışımız olduğunu anlayacaktı Yaşar da.

Her insan eşit doğar. Ne kadar yanlış ve sadece zenginlerin kurabileceği bir cümle. Ha dersen ki “hayatından memnun olan her insan eşit doğar.” diye tamam ama memnuniyetsizlik eşitsizliğin bir yan etkisi. Ya da eşitsizlik memnuniyetsizliğin yan etkisi. Bilmiyor ve düşünmek de anlamsız geliyor o an Yaşar’a.

Tuncer amcanın yaşlılıktan değil de tozda toprakta çalışmaktan kararıp buruşmuş ellerine bakıyor önce. İçi sızlıyor. 3 kuruşluk buğday için ölüm seni bulana dek tarlanın bir ucundan bir ucuna koşturmak mıdır kader? Mihriban teyzenin yazması sallanıyor hafifçe esen rüzgarda. Hep saçlarının bir teli görünmeyecek şekilde bağlar. Köyün kızlarına da o öğretmiştir dini, kitabı, giyinmeyi, oturup kalkmayı. Tüm köyün anası deseler yalan olmaz. Kendisine de analık yapmıştı ilk geldiğinde. Gülümsetiyor hatırladıkları.

“Korkma evladım. Alışmak zaman alacak ama alışacaksın, insanoğlu nelere alışmamış. Gün gelecek bu insanlar en yakın derttaşın olacak belki de. Yalanları yok çünkü. Bu zamana kadar dış dünyanın haseti, kini, nefreti vurmamış onlara. Yüzleri ak pak.  Ve yine bir gün göreceksin ki en büyük ve en güzel sevgi sevgiliye duyulan değil de birbirine karşılıksız iki insanın duyduğu sevgidir, merhamettir. Onun tartışmasız huzuru, beklenti olmadan süregelen lezzeti ve karşılıklı verdiği güven başka hiçbir şeyde olmaz. Böyle burası da, göreceksin ve öyle bir seveceksin ki, zamanı geldiğinde geride büyük bir parçanı bırakıp giderken biz de sana büyük bir parça vereceğiz en derininden kalbimizin.”

Öğrencilerine baktı teker teker. Hepsi çocuğu gibi olmuştu. Soğuk sabahlarda sobanın karşısında toplanıp ısınmaları, “k” harfini “g” olarak söylemelerini düzeltmek için “kapkara” kelimesini sınıfta defalarca tekrarlamaları, kırık tahtaları, sıraları onarıp, sınıf temizliğini beraber yapmaları.. Birilerinin yaşlarının büyüdüğünü değil de kafaca büyüdüklerini ve buna neden olabildiğini görmek nasıl muhteşem bir duygudur ancak öğretmenler bilir galiba. Daha yüce bir sevinç var mı?

Dedesinin yıllara meydan okumuş, asker yeşili rengi oradan oraya gidip gelirken vuran güneşten açılmış bavulu elinde, bakkala malzeme getiren bu köydeki belki de en yaşlı varlık olan kamyonete bindi Yaşar. Seneler sonra öğrencileri mezun olup onu bırakıp gitmeden evvel o ayrılmıştı yanlarından. Ters dönüyordu belki de bu defalık çarklar bir öğretmen için.

“Kimse ağlamasın. İçinize akıtın ama dışarı ağlamayın.” derdi. Son kez örnek olma sırası ondaydı yine. Kamyonet yavaş yavaş hareket ederken son kez baktı herkese. Önce gözlerine, oradan beynine ve kalbine kazıdı yüzleri teker teker. Mihriban teyze su döktü ardından. Adet işte. Su gibi gidilir de, su gibi dönen sayısı azdır ya neyse. Yavaş yavaş herkes görünmez hale gelip de yok olana kadar el salladı. Elini indirirse ağlayacaktı sanki. Boğazındaki o şey inmiyordu oradan. Biraz daha ka-....

Malzemeci Adnan’ın “Gidiyorsun sen de abi. Zaten bir tek kaderi burda doğarak başlamış olanlar kalıyor köyde. Her gelen gitmek için geliyor da haberi yok. Ne diyelim yolun açık, bahtın aydınlık olsun abim.” sözleriyle düşünceleri bölünüyor bir anda. Doğru söze ne denir. Bu dünyaya da gitmek için geliyorken bir köy nedir ki hayatımızda, bir kum tanesi.

Arkasına yaslanıp camdan esen hafif rüzgarda Mihriban teyzenin yazmasının sallanışını düşünüyor. Aklında tek bu. Güçlü olmayı öğretmişti çünkü çocuklara da. Anadolu insanı gibi.. Memleketinin toprağı gibi, havası, suyu gibi, güçlü, sert ve yenilmez olmayı. Yazmanın sallanışı bir rüyaya dönüşüp yollar önünden akarken hayatının başka bir zamanına geçer gibi uykuya dalıyor Yaşar. Ve o yazma hala sallanıyor.

Hiç yorum yok:

트윗하기