Ocak 03, 2015

"Senin duymak istedigin kelimeleri söyleyemez. Sen de ona duymak istediklerini duyuramazsın. Aşkın dili bazı zamanlar sessizlikten ibarettir.." BARFI!

“Barfi’den mutluluğun ufak şeylerde olduğunu öğrendim. Gemilerin yol alması için bir kase su bile yeter ve eğer gerçekten inanırsanız kağıttan kuşlar bile uçabilir.”

Muhteşem bir film izledim. Uzun zamandır bir şeyler bu kadar içime dokunamamıştı. Özellikle Hint filmlerinin yarısından çoğu dansla geçtiği ve dansları da bana bir o kadar sıkıcı geldiği için ön yargılı davranırken bu film tüm ön yargılarımı yıktı açıkçası. Bir daha, bir daha ve yeniden bir daha izlerim.
O kadar umut dolu, o kadar pozitif bir 2.5 saat geçirdim ki düşündükçe mutlu olunabilecek bu kadar neden varken kendimizi niye kısıtladığımıza anlam veremiyorum.
Ne için yaşıyoruz ki?
Kim bizi kendimizi onun için hırpalayacak kadar üzebiliyor?
Ego savaşı ve sürekli bir şeyleri sonunu düşünerek, bir yerlere bağlayarak, neden sonuç ilişkisi içerisinde yaşamamızın sonucu oluşuyor mutsuzluklar. Filmde sağır ve dilsiz Barfi ile otizm hastası olan Jhilmil’in aşkı inanılır gibi değildi. Ben bu kadar sade, bu kadar içten ve bu kadar gerçek bir aşk görmedim. Baktığında yüzünde nur var denilen insanlar gibi bir şey bu galiba. Filmin hemen başında söylenen alttaki replikler kadar güzel anlatamam galiba derdimi..

"Günümüz aşkları hazır yemek gibidir. Midenize eriştiği anda olay biter. Günümüz aşkları Facebook'ta doğar, arabanın arka koltuğunda olgunlaşır ve soğuk mahkeme salonlarında biter. Hikayemiz çok farklı bir aşk hakkında. Hayal ve rüyalarla dolu bir aşk. Bencil bir aşk değil. Karmaşık bir aşk değil. Eğlendirici ve kalıcı bir aşk."

Öyle bir aşk istiyorum ki birbirimize bakınca zorunluluklar görmeyelim. Genel geçer toplum kurallarına uymayalım, kuralların hayal gücümüze ve yaratıcılığımıza ket vurduğu kanısındayım. Elimde olsa hepsinin canı cehenneme derdim. Zaten mutluluk duyarak yapmadığımız her şeyin canı cehenneme de işte “hayat” deyip geçiyoruz maalesef, basit yaşıyoruz.

Öyle bir aşk istiyorum ki bir an pişmanlık duymayalım. Karmaşık olmasın ya. Sadece sevgi, çoğu şeye bile demiyorum, her şeye yetebilmeli. Birazcık iyi niyet ve saf duygu her şeyin anahtarı, çok değil biraz.. Ve birbirimizden en çok sakındığımız duygular da bunlar değil mi?
Düz bir yolumuz olsun isterim. İlk gördüğümüzde fark etmeyelim birbirimizi hatta. İlk görüşte  aşk olayı çok da gerçekçi değil zaten bence, derinliği olan bir şeyler olmalı, zamanla büyümeli ve büyümesi için suyunu da vermelisin, güneşini de. Uğraşmalısın ki boy veren fidanın bir anlamı olsun. Yoksa görünüş için başlayan ilişkiler aşka dönüşmeden toprağının altında çürüyor, ölümü oluyor verilen su, açan güneş..

Sonra sevelim öyle. Sadece görmek bile yetsin. Ona verdiğimiz güneş bizim içimize doğsun. O da sevsin sonra ama. Tek taraflı durumlar zamanın kıskacında boğazımıza sarılan mengeneye dönüşüyor. Sevsin yani başka ne işi var ki? Sonra da film başlasın işte.. Charlie Chaplin filmleri gibi. Arka planda hep bir müzik olsun, biz de konuşmadan anlaşalım. Aşkın en saf hali değil mi birbirini bakışından tanıyabilmek? Ali URAL demiş ya “Posta Kutusundaki Mızıka” kitabında:

"Sevgili dost, eğer yeryüzündeki bütün elleri bir masanın üzerine koysalar, elini bulabilirdim onların içinde.."

Bu işte. Bazen çok da söze gerek yok.
Sonra basit olsun isterim. Arada kavga edelim tabi. Tuz biber olayı. Ama uzayan her şey kabak tadı verir, gereksizdir. Kısa sürsün çünkü ben de onun ne demek istediğini anlayayım, o da benim niyetimin önünü ardını bilsin. Art niyetli olarak düşünmesin. Evlilik var sonra tabi, bütün kızların hayali... Resmiyet, herkesi ve her şeyi uzak tutmak için dış dünyayı kapalı tutan bir kapı. Her işte biraz resmiyet olmalı. Yoksa boku çıkıyor. Sonra başlasın maceramız. Gezelim, yemek yapalım, evi su bassın, paçaları çekip temizleyelim, aynı filme ağlayalım yan yana ve aynı selpağa silelim gözyaşlarımızı, bir sabah o, bir sabah ben hazırlayayım kahvaltıyı ama yatağa gelmesin burjuvalar gibi, kahvaltı dediğin masada demli çay eşliğinde yapılır, her şeyin de bir adabı var yani portakal suyu da neymiş. Hayallerimiz aynı olmasın ama bir olsun. Benim kadar istesin mesela o kitapçı kafeyi kurmayı. Günde 61 kere bile anlatsam aynı heyecanla dinlesin beni ve aynı istekle elimi tutup yapacaksın değil yapacaz desin. İşte o an elimi tutan o el kalbimi tutar asıl. Ve o da bunu bilir, zaten elime dokunmak değildir onun da amacı, yanımda olduğunu hissettirmektir.

Çok da uzatmaya gerek yok. Herkesin aşkı başkasına daha güzel gelir, kendinde bir açık bulur ve onu kazır hep insan. Köreliyor ilişkiler de böylece. Yazık. Gerek yok ki böyle şeylere. Beraber yaşamak ve beraber ölmek asıl mesele. Şımarıklığın ya da birilerini bir şeyler göstermeye çalışır gibi yaşamanın ne manası var. O kişi eğer yanındaysa dışarı kapalı olsun gözün, gerçekten mutluysan zaten kelimeler zırhını delip geçmez, kulak asmazsın kılıç darbelerine. Ve kimse bir kere aşık olmamış, bu hayatın daha devamı var, sonraki perdeler bırak oynansın. Mutsuzsan ve senden bir şeyler alıp gittiyse bil ki yenilerini getirmek için gelen başkaları yoldadır. Sen kalbini açık tut ki meltemler essin. Yeterince rüzgar alınca kapatırsın ve içeride kalır o temiz hava.

Mutlu olmanızı dilerim yürekten.
Kalbinizi dinleyin, her şey yüzünüze güler, yüzünüz de hep güler.
Ve risk alın. Filmde de dediği gibi “Hayatta en büyük riskin hiç risk almamak olduğunu öğrendim.”

Yanınızdaki kişiye bakın ve gerçekten oysa engellemesin sizi hiçbir şey. Birçok kişi bencilliği yüzünden kırıyor, kırılıyor. Ve eğer yanınızda değil de karşınızdaysa o kişi çok geç olmadan gidip söylemek gerek, keşkeler üstümüze çöken en ağır yığınları zamanın. En fazla aynı değildir hisleri ve ilerde çocuklarınıza anlatacağınız bir anı olur, zaten her şey anıya dönüşmüyor mu sonunda :)

Ve filmin en sonundaki bir kaç cümle ile bu uzun yazıyı bitirmek istiyorum. Hayattaki hiçbir şey için inancınızı ve aşk’ınızı yitirmeyin. İyi geceler dilerim :)
Ve Barfi!'yi kesinlikle izleyin!


“Arzuladığım aşk böyle bir şeydi. Tıpkı dedem ve nenemin aşkı gibi. Gerçek aşk.. Beraber yaşamak ve beraber ölmek. Birbirinin kollarında. Arkada gözü yaşlı kimse bırakmadan. Onlar gittiler...beraberce... Beni yalnız bıraktılar. Jhilmil'in yerinde ben olabilirdim. Ama Barfi'ye Jhilmil sahip oldu. Çünkü o aşık olmayı planlamamıştı. Sonuçlarını düşünmedi. Hayatının nasıl olacağını düşünmedi. O sadece koşulsuz sevdi. Ve sonunda her şey güzel sonuçlandı.”

2 yorum:

ATi dedi ki...

uzun zamandır bu kadar etkileyici bir film izlememiştim tşk ;)

Bilge K. dedi ki...

Abartısı olmayan çok gerçek bir filmdi, izlediğine ve beğendiğine çok sevindim, ben teşekkür ederim :)

트윗하기