Ocak 07, 2015

-beni de sever misin? -istersen severim.

Sen Aydınlatırsın Geceyi.
Baştan sona Ah Muhsin Ünlü filmi.
Müzikleri..Oyuncuları..Shakespeare'den alıntı yapması ve bunu tam da filmin ortasına kondurması..
Ali Atay, Demet Evgar ve Ahmet Mümtaz Taylan zaten ne çekseler izlerim! Ki Leyla ile Mecnun'un Türkiye'de çekilmiş en muhteşem dizi olduğu ile ilgili yadsınamaz bir gerçek de var diyebilirim kendi adıma. (Behzat Ç.'yi sadece bu yazılık sınır dışı bırakıyorum. Bugünlük Leyla ile Mecnun'a saygı duruşunda bulunalım.)

Uç noktalarda bulunan filmlerden pek haz etmem açıkçası. Aklıma ilk gelen film "A Clockwork Orange" oluyor bu varyasyonda. İzlerken aşırı derecede rahatsızlık duymuştum ve sara sara yarı sürede bitirmiştim. Hala daha da vaktimi çaldığını düşünürüm, sırf izlemek için izlemiştim. 




 
        Toplum aslında her biri bir koyun olup toplanınca çobanlaşan bir sürü benim gözümde. Her birimiz kendi içimizde gerek yalnız kalmamak gerekse de bütüne ayak uydurmak için zoraki eylemlerde bulunabiliyoruz. Bilinçli olması mı daha kötü yoksa bilinçsiz halde koyunluğa devam etmek mi bilmiyorum. İki ucu pis bir değnek işte. Bilsen kendine yediremezsin, senin için yanar, bilmesen de koyunun içi.


”Bu hayatta herkesin bir derdi var Cemal. Benimki de bu. Ölemiyorum. İyi bir şey sanıyorsun bunu di mi? Herkesler öyle sanıyor. Ama gel bir de bana sor. En berbat tarafı ne biliyor musun? Hiç kimseden hiçbir şeyden korkum kalmıyor. Ar damarı çatlıyor adamın. Doğru ne, yanlış ne, her şey karışıyor kafanda. Bu amına koduklarımın yüz sene önce neye inandıklarını bilsen çok gülersin. Ben biliyorum mesela. Yüz sene sonra neye inanacaklar onu da biliyor olacağım. Yaaa. Her şeyleri biliyorum ben Cemal. Ha, her şeyleri bilmekle hiçbir şeyi bilmemek aynı şey. Odun gibi oluyorsun işte. Onun için çok fazla kurcalamayacaksın meseleleri. Eninde sonunda ölecek olan birisinin bu dünyanın derdini çözmesine imkan yok. Sen neye kızdın bu kadar? Deyiver bakayım bana.”

Onur Ünlü'nün farklı tavırları hep bir artı oldu benim için. En basitinden filmin vizyona girmeyip, il il dolaşılarak izletilmesi bile ayrıcalık bence. Adam uğraşmak istemiyordum şirketlerle, o yüzden kendim hallettim diyor ya, hayata karşı rahat olmak lazım cidden. İstediğini alamıyorsan bırakacaksın hayat da senden istediğini alamasın. Bir gün birileri pes eder. O kişi sen olma. Kendini koy karşına ve vur yumruğunu masaya. Kendini eğitmekle eğilir toplum.

”yarayla alay eder yaralanmamış olan
bak nasıl da sararıp soluvermiş tanrıça kederlerden
sen çok daha parlaksın çünkü
sen tüm göklerdeki yıldızların ilki
sen aydınlatırsın geceyi ”


Film başlarken "İnsan endişeden yaratılmıştır." diyor ve 1,5 saat boyunca ne göreceğimizin ipucunu veriyor aslında. Siyah beyaz olması ile ilgili fikrimse, renkli olsaydı bende şu an bıraktığı etkiyi bırakması imkansızdı. O kasvet o kadar iyi aktarılmış ki, şahane, şahane. 
Film boyunca 2 tane müzik çalıyor zaten ve 2'si de birbirinden güzel. Ha arada keşke 1-2 müzik daha olsaymış çeşit adına dedim ama o da nazarlığı olsun diye düşünmek lazım :) 
Sanat filmi olgusundan çok hoşlanmam açıkçası herkesin sanat görüşü farklıdır, kimse kimseyi yargılayamaz ama galiba benim sanat görüşüm içerisinde yer edindi Sen Aydınlatırsın Geceyi. Gişe beklentisi olmadan bir iş yapmak her yiğidin harcı değil sonuçta. 
Sen, fantastik kurgunun uğramadan geçtiği bu ülkede yaptığın bütün işlerine gerçeküstülüğü ekliyorsun ve her birinin aslında gerçekliğe uzanan bir anlamı var. Doktorun gözünden kanlı yaşlar akması, İsmail Abi'nin (hooop) ölememesi, başa yağan taşlar, kişiler konuşurken arka plandan gölgelerle işlenen cinayetlerin gösterilmesi gibi gibi...

Bazı insanlar iyi ki varlar ve farklılık oluyorlar, neşe saçıyorlar yaşantımıza onları tanımasak bile. 
Biraz hüzün çekin içinize, az biraz da efkarlanın, sonra da açın izleyin der bitiririm ben o zaman kardeşler. 
Herkesin gecesini aydınlatan birileri vardır. Kaybetmeyin onu. İyi geceler dilerim.

Hiç yorum yok:

트윗하기