29 Ağustos 2016 Pazartesi

"hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim." Sabahattin Ali

...seni aldım bu sunturlu yere getirdim
sayısız penceren vardı bir bir kapattım
bana dönesin diye bir bir kapattım...


Otağtepe. Denize cennetten açılan pencere. İstanbul'un cennetle bir ilgisi olmalı zaten, bir şehir hem nefret ettirip hem de bu kadar aşık edemez insanları kendine.
Güneş doğdu doğacak, hafif bir turunculuk sarmış köprünün arkasından beri her yanı.
Her yer çimen, her yer yeşil. Memleketin gibi. Koklasan sanki evinin önündeki fındıklar kokacak, arkasından hafif mısır, domates, salatalık da hissettirecek kendini, ben de varım dercesine.

Uzanmışsın o çimene saçların darmadağın. Üstün başın annene laf çıkartacak cinsten çimen yeşili. Ama toprak altında gök üstünde. Göğe bakıyorsun göğe!
Bir de..
Bir de elini uzatınca tuttuğun o elin sahibine.

Çok filmvari geliyor insana. Fazla romantik, fazla hayal. Ama hayalini kurmadığım bir mutluluğa inanmıyorum ben. Yiyeceğim yemeğin bile hayalini kuruyorum ben be. Günümü, gecemi, kuracağım cümleleri, giyeceklerimi, sevdiklerimi, her şeyi hayal etmediğim tek bir anım yok. Yoksa şiir gibi yaşayan insanlarla dolu değil dünya biliyorum. Şiir gibi insanlar, şiir gibi yaşayamadan ölüyorlar, öldürülüyorlar. Çok farklı bir konu...

Ve evet biliyorum romantizm kitaplarda, filmlerde güzel ve gerçekçi. Kim kimi o kadar sevmiş ki diye düşündürtüyor bazen gördüklerim. Kimse kimseyi o kadar sevemez ki. Ama biliyorum bir gün hayalimi yaşayacağım, birinin gözlerine bakarak hayatım boyunca okuduğum bu en güzel dizeleri geçirecem aklımdan. "Bir ellerin bir ellerim yeter", "seni aldım kendime ayırdım" diye düşünürken günün ilk vapur seferleri başlayacak ve öten düdüklerin sesiyle kendimize gelecez. Ve birbirimize bakıp gülerken tek tasası para,iş güç olan o insanlardan olmadığımız için şükredecez tekrar. 

 "Benim sana verebileceğim çok bir şey yok aslında. Çay var içersen, ben var seversen, yol var gidersen" hesabı işte. [Aşık Veysel] Çünkü her türlü yaşanıyor aç, tok, zengin veya fakir. Ama hayaller olmadan yaşanmıyor. Ve eğer hayallerin biriyle ortaksa, güç alıyorsan karşındakinden işte o zaman şanslısın demektir. Artık yük değil de hediyedir o hayaller sana.

İşte o zaman gecenin soğuğuyla katılaşan bacaklarını açarken ve İstanbul'a karşı uyandırırken bedenini gülümsemekten başka bir şey gelmeyecek içinden. Tuttukça güçlendiğin o elleri tutup deniz kenarında simit, peynir, çaya götüreceksin karın gurultularınızı  bastırmak için acele acele. Al sana romantizme değen halk eli. Hatta martılara bile simit atarsınız devamında kim bilir. Ama ne olursa olsun gök her yerde, durmayın ve göğe bakın bence.

...şimdi otobüs gelir biner gideriz
dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
durma kendini hatırlat
durma göğe bakalım. [T.U.]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

트윗하기