“Barfi’den mutluluğun ufak şeylerde olduğunu öğrendim.
Gemilerin yol alması için bir kase su bile yeter ve eğer gerçekten inanırsanız
kağıttan kuşlar bile uçabilir.”
Muhteşem bir film izledim. Uzun zamandır bir şeyler bu kadar
içime dokunamamıştı. Özellikle Hint filmlerinin yarısından çoğu dansla geçtiği
ve dansları da bana bir o kadar sıkıcı geldiği için ön yargılı davranırken
bu film tüm ön yargılarımı yıktı açıkçası. Bir daha, bir daha ve yeniden bir
daha izlerim.
O kadar umut dolu, o kadar pozitif bir 2.5 saat geçirdim ki
düşündükçe mutlu olunabilecek bu kadar neden varken kendimizi niye
kısıtladığımıza anlam veremiyorum.
Ne için yaşıyoruz ki?
Kim bizi kendimizi onun için hırpalayacak kadar üzebiliyor?
Ego savaşı ve sürekli bir şeyleri sonunu düşünerek, bir
yerlere bağlayarak, neden sonuç ilişkisi içerisinde yaşamamızın sonucu oluşuyor
mutsuzluklar. Filmde sağır ve dilsiz Barfi ile otizm hastası olan Jhilmil’in
aşkı inanılır gibi değildi. Ben bu kadar sade, bu kadar içten ve bu kadar
gerçek bir aşk görmedim. Baktığında yüzünde nur var denilen insanlar gibi bir
şey bu galiba. Filmin hemen başında söylenen alttaki replikler kadar güzel
anlatamam galiba derdimi..
"Günümüz aşkları hazır yemek
gibidir. Midenize eriştiği anda olay biter. Günümüz aşkları Facebook'ta doğar, arabanın
arka koltuğunda olgunlaşır ve soğuk mahkeme salonlarında biter. Hikayemiz çok
farklı bir aşk hakkında. Hayal ve rüyalarla dolu bir aşk. Bencil bir aşk değil.
Karmaşık bir aşk değil. Eğlendirici ve kalıcı bir aşk."
Öyle bir aşk istiyorum ki
birbirimize bakınca zorunluluklar görmeyelim. Genel geçer toplum kurallarına
uymayalım, kuralların hayal gücümüze ve yaratıcılığımıza ket vurduğu
kanısındayım. Elimde olsa hepsinin canı cehenneme derdim. Zaten mutluluk
duyarak yapmadığımız her şeyin canı cehenneme de işte “hayat” deyip geçiyoruz
maalesef, basit yaşıyoruz.
Öyle bir aşk istiyorum ki bir an
pişmanlık duymayalım. Karmaşık olmasın ya. Sadece sevgi, çoğu şeye bile
demiyorum, her şeye yetebilmeli. Birazcık iyi niyet ve saf duygu her şeyin
anahtarı, çok değil biraz.. Ve birbirimizden en çok sakındığımız duygular da
bunlar değil mi?
Düz bir yolumuz olsun isterim. İlk
gördüğümüzde fark etmeyelim birbirimizi hatta. İlk görüşte aşk olayı çok da gerçekçi değil zaten bence,
derinliği olan bir şeyler olmalı, zamanla büyümeli ve büyümesi için suyunu da
vermelisin, güneşini de. Uğraşmalısın ki boy veren fidanın bir anlamı olsun. Yoksa
görünüş için başlayan ilişkiler aşka dönüşmeden toprağının altında çürüyor,
ölümü oluyor verilen su, açan güneş..
Sonra sevelim öyle. Sadece görmek
bile yetsin. Ona verdiğimiz güneş bizim içimize doğsun. O da sevsin sonra ama.
Tek taraflı durumlar zamanın kıskacında boğazımıza sarılan mengeneye dönüşüyor.
Sevsin yani başka ne işi var ki? Sonra da film başlasın işte.. Charlie Chaplin
filmleri gibi. Arka planda hep bir müzik olsun, biz de konuşmadan anlaşalım.
Aşkın en saf hali değil mi birbirini bakışından tanıyabilmek? Ali URAL demiş ya
“Posta Kutusundaki Mızıka” kitabında:
"Sevgili dost, eğer
yeryüzündeki bütün elleri bir masanın üzerine koysalar, elini bulabilirdim
onların içinde.."
Bu işte. Bazen çok da söze gerek
yok.
Sonra basit olsun isterim. Arada kavga
edelim tabi. Tuz biber olayı. Ama uzayan her şey kabak tadı verir, gereksizdir.
Kısa sürsün çünkü ben de onun ne demek istediğini anlayayım, o da benim niyetimin
önünü ardını bilsin. Art niyetli olarak düşünmesin. Evlilik var sonra tabi,
bütün kızların hayali... Resmiyet, herkesi ve her şeyi uzak tutmak için dış dünyayı
kapalı tutan bir kapı. Her işte biraz resmiyet olmalı. Yoksa boku çıkıyor.
Sonra başlasın maceramız. Gezelim, yemek yapalım, evi su bassın, paçaları
çekip temizleyelim, aynı filme ağlayalım yan yana ve aynı selpağa silelim
gözyaşlarımızı, bir sabah o, bir sabah ben hazırlayayım kahvaltıyı ama yatağa
gelmesin burjuvalar gibi, kahvaltı dediğin masada demli çay eşliğinde yapılır,
her şeyin de bir adabı var yani portakal suyu da neymiş. Hayallerimiz aynı
olmasın ama bir olsun. Benim kadar istesin mesela o kitapçı kafeyi kurmayı.
Günde 61 kere bile anlatsam aynı heyecanla dinlesin beni ve aynı istekle elimi
tutup yapacaksın değil yapacaz desin. İşte o an elimi tutan o el kalbimi tutar
asıl. Ve o da bunu bilir, zaten elime dokunmak değildir onun da amacı, yanımda
olduğunu hissettirmektir.
Çok da uzatmaya gerek yok.
Herkesin aşkı başkasına daha güzel gelir, kendinde bir açık bulur ve onu kazır
hep insan. Köreliyor ilişkiler de böylece. Yazık. Gerek yok ki böyle şeylere.
Beraber yaşamak ve beraber ölmek asıl mesele. Şımarıklığın ya da birilerini bir
şeyler göstermeye çalışır gibi yaşamanın ne manası var. O kişi eğer yanındaysa
dışarı kapalı olsun gözün, gerçekten mutluysan zaten kelimeler zırhını delip
geçmez, kulak asmazsın kılıç darbelerine. Ve kimse bir kere aşık olmamış, bu
hayatın daha devamı var, sonraki perdeler bırak oynansın. Mutsuzsan ve senden bir
şeyler alıp gittiyse bil ki yenilerini getirmek için gelen başkaları yoldadır.
Sen kalbini açık tut ki meltemler essin. Yeterince rüzgar alınca kapatırsın ve içeride
kalır o temiz hava.
Mutlu olmanızı dilerim yürekten.
Kalbinizi dinleyin, her şey
yüzünüze güler, yüzünüz de hep güler.
Ve risk alın. Filmde de dediği
gibi “Hayatta en büyük riskin hiç risk almamak olduğunu öğrendim.”
Yanınızdaki kişiye bakın ve
gerçekten oysa engellemesin sizi hiçbir şey. Birçok kişi bencilliği yüzünden
kırıyor, kırılıyor. Ve eğer yanınızda değil de karşınızdaysa o kişi çok geç
olmadan gidip söylemek gerek, keşkeler üstümüze çöken en ağır yığınları zamanın.
En fazla aynı değildir hisleri ve ilerde çocuklarınıza anlatacağınız bir anı
olur, zaten her şey anıya dönüşmüyor mu sonunda :)
Ve filmin en sonundaki bir kaç
cümle ile bu uzun yazıyı bitirmek istiyorum. Hayattaki hiçbir şey için
inancınızı ve aşk’ınızı yitirmeyin. İyi geceler dilerim :)
Ve Barfi!'yi kesinlikle izleyin!
“Arzuladığım aşk böyle bir şeydi.
Tıpkı dedem ve nenemin aşkı gibi. Gerçek aşk.. Beraber yaşamak ve beraber
ölmek. Birbirinin kollarında. Arkada gözü yaşlı kimse bırakmadan. Onlar
gittiler...beraberce... Beni yalnız bıraktılar. Jhilmil'in yerinde ben
olabilirdim. Ama Barfi'ye Jhilmil sahip oldu. Çünkü o aşık olmayı
planlamamıştı. Sonuçlarını düşünmedi. Hayatının nasıl olacağını düşünmedi. O
sadece koşulsuz sevdi. Ve sonunda her şey güzel sonuçlandı.”



2 yorum:
uzun zamandır bu kadar etkileyici bir film izlememiştim tşk ;)
Abartısı olmayan çok gerçek bir filmdi, izlediğine ve beğendiğine çok sevindim, ben teşekkür ederim :)
Yorum Gönder